Blogsitemize hoş geldiniz!

Blogsitemize hoş geldiniz. Bu blogsitede resimlerimizi ve yazılarımızı dostlarımızla paylaşmak istiyoruz. İlkin sayfalar bölümünden resim ya da öykü bölümü seçilmelidir. Ya da etiketler bölümünde istenen başlık seçilebilir. Resimler üzerinde bir kere sol tıklayarak resimler büyültülebilir.

30 Aralık 2017 Cumartesi

ZARARLI ÇOCUK OYUNLARI

 Bu resimler size de tanıdık geliyor mu? 

 Çocuklarımızın bilgisayar, tablet ya da cep telefonu ile kaç saat oyun oynaması normaldir?

 Çocuklarımızın oynadığı oyunlar faydalı mı yoksa zararlı mı?




Bir haber:
Bilgisayar oyunu bağımlılığı akıl hastalığı oluyor
DHA
24.12.2017 - 22:53 | Son Güncelleme: 24.12.2017 - 22:54

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) bilgisayar oyunu bağımlılığını akıl hastalığı olarak adlandırmaya hazırlanıyor. WHO en son 1990 yılında güncellenen Hastalıkların Uluslararası Sınıflaması (The International Classification of Diseases) teşhis kılavuzunun 2018 yılında yenileneceğini ve bilgisayar oyunu bağımlılığının da kılavuzda akıl hastalığı başlığı altında yer alacağını söyledi.
...
WHO Akıl Sağlığı Departmanı'ndan Vladimir Poznyak bilgisayar oyunu bağımlılığının önemli bir konu olarak tanınmasının kritik olduğunu söyledi. Poznyak, "Sağlık uzmanları bilgisayar oyunu bağımlılığının ciddi sonuçları olabileceğini fark etmeli. Her alkol içen insanın alkolik olmadığı gibi bilgisayar oyunu oynayan herkeste de akıl hastalığı bulunmuyor. Fakat belirli durumlarda aşırı bilgisayar oyunu bağımlılığı olumsuz etkiler yaratabilir" dedi. 
...
Bu sorular çocuğu olan ve evinde internet olan çoğu ana - babaların aklına gelmiş olmalı. Benim torunum ile yaşadığım bazı olaylar beni kaygılandırdı. Çocuklarımıza sahip çıkmazsak durum pek iyi görünmüyor. Ben torunumla yaşadığım bazı olayları ilgi duyan insanlarımızla paylaşmak istedim.
...
ZARARLI ÇOCUK OYUNLARI
İnternette çok çeşitli çocuk oyunları var. Bazıları, çocukların yeteneklerini geliştiren, iyi alışkanlıklar telkin eden faydalı oyunlar. Bazıları da eğitici yanı hiç düşünülmemiş, ticari kaygılarla hazırlanmış, çocuklara zararlı alışkanlıklar telkin edebilecek türden oyunlar. Bunlardan biri olan “araba yarışı” oyunuyla başımız dertte. Daha doğrusu torunum zararlı etkilerinin olabileceğini hiç düşünmeden bu oyunu severek oynuyor.
Oysa ben torunumun da, diğer çocukların da bu oyunu oynamalarını doğru bulmuyorum. Neden mi?

Torunum  beş yaşını bitirdi. Ana okuluna gidiyor. Bizden uzaklarda. Babaannesiyle beraber onu ziyarete gittik. Konuşuyoruz, oynuyoruz, geziyoruz, resim yapıyoruz, bilgisayarda oyunlar oynuyoruz.

Geçen gün dede – torun şehre gezmeye gittik. Şehrin yabancısıyım. Bir kırtasiye dükkanına girip resim kalemi ve defter almamız gerek. Uygun bir dükkan göremeyince ben:
-         Oğlum gel şu polis amcadan soralım. O bilirdir.

Torunum çekingen davrandı:

-         Dede, polis amcanın yanına gitmeyelim.
-         Neden?
-        
Cevap yok. Ben gidip polis amcadan kırtasiye dükkanının yerini öğrendim. Torunum gelmedi, geride bekledi.

-         Polis amcanın yanına niye gelmedin?
-        
Yine cevap yok. Anladım ki polisten çekiniyor. Fazla üstelemedim. Defter kalemi alıp eve geri döndük. Eve dönünce torunum oturdu gene bilgisayarın başına. Açtı bilgisayarı.
-         Dede beraber oynayalım mı?
-         Ne oynayacağız?
-         Araba yarışı.
-         Ben araba yarışını bilmem ki.
-         Ben öğretirim sana.

Oturdum yanına. Torunum açtı araba yarışı oyununu. İlginç bir oyun.  Arabalar şehir içinde yarışıyor. Birkaç araba başla işaretiyle hızla ileri fırlıyorlar. Öteki arabalar çekip gidiyor. Torunumun sürdüğü araba ortalığı kırıp döküyor.
Araba kaldırıma çıkıyor, kaldırımdaki çöp bidonlarını deviriyor. Torunum basıyor kahkahayı. Araba telefon direklerine, elektrik direklerine çarpıyor. Direkler devriliyor, arabaya bir şey olmuyor. Torunum keyiften dört köşe. Yolun ortasında devamlı çizgi var. Yani arabanın karşıdan gelenlerin yoluna geçmemesi gerek. Ama çok hızlı giden arabayı kontrol etmek zor. Karşı yola geçiyor, karşıdan gelenlere tosluyor. Karşıdan gelen araba paramparça, torunumun arabası sapasağlam… Bu sırada ortaya polis çıkıyor. Torunum endişeleniyor.
-         Hay aksi, polis geldi. Yarışı kazanmamız için polisi atlatmamız gerek.
Ben şaşırmıştım. Ne biçim oyundu bu böyle? Şehir içinde araba yarışı. Yarışı kazanmak için her şey yapılabilir. Direkleri yıkma, çöp bidonlarını devirme, karşı yola geçme, kaza yapma, sonra da polisten kaçma… Hepsi yapılabilir. Ne için? Yarışı kazanmak için. Ne biçim anlayış bu böyle?
Torunum polisi atlatmak için arabasıyla kaza yerinden kaçtı. Bu kez daha hızlı gidiyordu. Yoldan çıkıyor, dağ taş demiyor, kestirme dağ yollarına sapıyor, polisten kurtuluyordu. Oyun gerçekten çok heyecanlıydı. Torunum kestirme dağ yollarından ana yola inerken yolu diğer polis arabaları tarafından çevriliyor. Hızla girip onlara vuruyor ama bu kez kaçamıyor. Ve yarışı kaybediyor. Canı sıkılmıştır. Öfkeli öfkeli söyleniyor:
-         Hay aksi, polisler olmasa yarışı kazanacaktım. Bir daha yarışalım. Bu sefer kazanırım.
Ben:
-         Yeni yarıştan önce biraz konuşalım mı?
-         Yarışı kazanayım, ondan sonra konuşuruz.
-         Olmaz. Önce konuşalım.
-         Konuşalım madem. Nasıl iyi sürüyor muyum arabayı?
-         İyi ne demek? Pekiyi. Araba sürüşünün iyi yanları da var, kötü yanları da var. Bunları bir konuşalım.
-         Demek iyi sürüyorum. Bir daha yarışalım bak bu sefer kazanacağım yarışı.
-         Olmaz ilkin konuşalım, sonra yarışırız.
-         -Tamam.
-         İlkin araba sürüşünün iyi yanlarını konuşalım, sonra yanlış yanlarını konuşuruz.
-         Tamam.
-         Bilgisayarı çok iyi kullanıyorsun. Bu iyi.
-         Evet.
-         Tuşları da mausu da benden iyi kullanıyorsun. Bu da iyi.
-         Evet, ya arabayı?
-         Arabayı kötü kullanıyorsun.
-          
Torunum şaşırmış gibi yüzüme kaktı.
-         Neden?
-         Kurallara uymuyorsun. Arabayı çok hızlı sürüyorsun.
-         Hızlı sürmezsem yarışı kazanamam ki.
-         Oğlum, yarış arabası yarış pistinde sürülür. Yarış pistinde bile yerinde yavaşlamazsan kaza yaparsın, yarışı kazanamazsın. Kaldı ki şehir içinde arabayı hızlı sürersen çok yanlış yaparsın.
-         Neleri yanlış yapıyorum.
-         Kaldırıma çıkıp çöp bidonlarını deviriyorsun.
-         N e var bunda? Hızlı giderken olur böyle şeyler.
-         Direkleri deviriyorsun.
-         Ne var bunda? Oyun bu, gerçekten devirmiyorum ki
-         Yolun ortasındaki beyaz çizginin öbür tarafına atlıyorsun. Karşıdan gelenlerin yoluna geçiyorsun.
-         Hızlı gidince arabayı kontrol etmek zor oluyor.
-         Yavaş gidersen kontrol edebilirsin.
-         Yavaş gidersem yarışı kazanamam.
-         Yarış, yarış, yarış… Yarışı kazanmak için kaza yapmak, polisten kaçmak doğru mu?
-         Dede bu bir yarış oyunu. Önemli olan yarışı kazanmak.
-         İşte oğlum bu en büyük yanlış. Önemli olan yarışı kazanmak değil, arabayı doğru sürmeyi öğrenmek.
-         Ama dede!
-         Aması maması yok. Bilgisayarda yanlış sürmeyi öğrenirsen, gerçek hayatta da yanlış sürersin.
-         Ama dede!
-         Gerçek hayatta da böyle bilgisayardaki gibi hızlı sürersen çok yanlış yaparsın, sürücü belgesi alamazsın.
-         Ama dede, bu bir oyun.
-         Oyunda polisler var. Oyunda polisten kaçıyorsun. Oyunda polisi kötü sanıyorsun. Çarşıda da polisin yanına gelmek istemiyorsun.
Daha fazla üstüne gitmedim. Sonra konuşmanın daha doğru olacağını düşünerek ara verdim.
- Şimdi bir daha yarışalım.
- Dede, şimdi ben hızlı gidemeyecek miyim?
- Yanlış yapmadan hızlı gidebilirsen git.
- Nasıl yani?
- Yani karşıdan gelenlerin yoluna geçmeyeceksin. Beyaz çizginin karşı tarafına atlamayacaksın, direkleri yıkmayacaksın. Kaldırımdaki çöp bidonlarını devirmeyeceksin. Bunları yapabilirsen sürücü belgesi alabilirsin.
-         Bunları yaparsam yarışı kazanamam ki
-         Sürücü belgesi almak yarışı kazanmaktan daha iyidir.

Torunum yarışa başladı. Bu kez daha dikkatli sürüyordu. Yarışı kazanmaktı asıl amacı. Ama doğru araba sürmeyi öğrenip de, ileride sürücü belgesi almak ta fena olmazdı herhalde.
Torunum bir ara oyunu durdurup bana baktı.
-         Dede senin sürücü belgen var mı?
-         Var tabi. Sürücü belgesi olmayanlar dışarıda araba kullanamazlar.
-          
     Hemen çıkarıp ehliyetimi uzattım. Aldı inceledi.
-         Güzelmiş. Dede ben ne zaman sürücü belgesi alabilirim?
-         İlkin bilgisayarda doğru araba sürmeyi öğreneceksin. Sonra büyüyünce alırsın.
Keyiflendi. Araba sürmeye devam etti. Kafası karışmıştı Yavaş sürmek, sürücü belgesi, yarış kazanmak. Bunlar zaman içerisinde yerli yerine oturacaktı.
Yine bir tatil günü çarşıya gidiyoruz. Caddenin kaldırımlarında insanlar yolda da taşıtlar gidip geliyor. Ben yolun ortasındaki beyaz çizgiyi gösterip soruyorum:
-         Oğlum bak, yolun ortasında beyaz bir çizgi var.
-         Var. Neden çizmişler?
-         Bak, çizginin bizden tarafındaki arabalar hep gidiyor.
-         Çizginin öbür tarafındaki arabalar da hep geliyor.
-         Aferin, hemen farkına vardın. Peki,  bu taraftaki arabalardan biri çizginin karşısına geçse ne olur?
-         Arabalar çarpışır.
-         Yani bu giden arabaların beyaz çizginin karşısına geçmesi yanlış mı?
-         Yanlış tabi.
-         Peki, senin araba yarışı oyununda çizginin karşısına geçmen yanlış mı doğru mu?
Torunum durakladı. Dürüstçe cevap verdi:
-         Demek ki, yanlış.
-         Önce yanlış olduğunu bilmiyordun.
-         Bilmiyordum.
-         Şimdi öğrendin.
-         Öğrendim. Araba sürerken çizginin karşısına geçecek misin?
-         Geçmemem gerek.
-         Geçersen ne olur?
-         Kaza olur.
-         Kaza olunca ne olur?
-         Polis gelir.
-         Polis ne yapar?
-         Kaza yapanı hapse atar.
-         Aferin, doğru öğrenmişsin. Peki, bir soru daha: Bu yolda bir yarış arabası yarış kazanmak için geçse ne olur?
-         Ohooo, ortalık karışır.
-         Nasıl karışır?
-         Araba yoldan çıkar.
-         Çıkınca?
-         Çöp bidonlarını devirir.
-         Başka?
-         Direklere çarpar.
-         Adamlara çarpmaz mı?
-         Adamlara da çarpar.
-         Araba çizgiyi geçerse ne olur?
-         Çok kötü olur.
-         Yani yarış arabası şehir içinde hızla sürülür mü?
-         Sürülmez.
-         Sen oyun oynarken hızlı sürecek misin?
-         Bilmem. Hadi eve dönelim de bir deneyelim
Eve dönüyoruz. Eve gelince torunum:
-         Dede bu sefer sen oyna.
-         Olur.
-         Açtım yarış oyununu. Yarış başlayınca ben gaza bastım. Araba hızlandı. Kaldırıma çıktı, çöp bidonlarını devirdi. Torunum kahkahayı bastı.
-         Dede hızlı gidiyorsun.
-         Haklısın çizgiyi geçmemek için daha yavaş gitmem gerek.
Arabayı yavaş sürmeye başladım. Kaza yapmıyordum. Torunum:
-         Dede, böyle gidersen sen yarışı kazanamazsın.
-         Olsun yavaş gidip varacağı yere varmak, hızlı gidip kaza yapmaktan daha iyidir. Ne demiş atalarımız?
-         Ne demiş?
-         Hızlı giden yolda kalır, yavaş giden menzil alır, demişler.
-         Menzil ne demek?
-         Menzil, varılacak yer demek. Yavaş giden varacağı yere varır.
-         Dede, hızlı giden de kaza yapar, yolda kalır.
-         Ta öyle. Ben kaza yapıp yolda kalmak istemiyorum. Onun için yavaş gidiyorum.
Torunumla gezdik konuştuk, tartıştık. O beni araba yarışı oynamaya alıştırdı. Hızlı gidip yarışı kazanmam gerektiğini söyledi. Ben ona yavaş gidenlerinin anasının ağlamadığını anlattım. Yavaş gidip varacağı yere varmanın yarışı kazanmaktan daha önemli olduğunu telkin ettim.
Bir gün gene resim yapıyorduk. Torunum:
-         Dede!
-         Söyle canım.
-         Savaş oyunları kötü oyunlar değil mi?
-         Çok kötü.
-         Araba yarışı oyunları da zararlı mı?
-         Bazıları zararlı.
Bu konuşmaları hoşuma gitti. Gülümsedim. Konuşmalarımızın etkisi oluyordu demekti. Resim yapma konusunda da bir hayli gelişme vardı. Önceleri kâğıt üzerine kalemle hızlıca birkaç çizgi çiziktirir, sonra da:
-         Dede, güzel olmuş mu? Diye sorardı.
Şimdi yavaş yavaş ve düzgün boyamaya çalışıyordu. Sordu:
-         Dede, resmi hızlı boyarsam resim bozuk olur değil mi?
-         Bozuk olur.
-         Yavaş boyarsam güzel olur.
-         Hem düzgün, hem güzel olur.
-         Dede, acele işe şeytan karışır, değil mi?
-         Evet, oğlum.
-         Dede, şeytan kim?
-         Kötülük düşünenlere, işleri bozanlara şeytan denir.
-         Dede, acele giden ecele gidermiş.
-         Öyle.
-         Dede, ecel ne demek?
-         Ecel, ölüm demek.
-         Yani acele gidenler, hızlı araba sürenler ölür mü?
-         Ölür.
-         O zaman hızlı araba sürmek kötü.
-         Kötü tabi.
-         Dede!
-         Buyur oğlum!
-         Polisler çocuklar yolun karşısına geçeceğinde arabaları durdurup çocuklara yardım ederler.
-         Tabi canım. Polislerin işi o.
-         Polisler her zaman çocuklara yardım ederler.
-         Çarşıya gitsek gene gitmez misin polisin yanına.
-         Giderim.
Bu konuşmalarımızdan bayağı duygulanmıştım. Torunumu kucaklayıp öptüm.

-         Aferin oğlum. Benim oğlum doğru olanı çabuk anladı.